Bu site Canlı TV tarafından desteklenmektedir.
Eğim-Kültür-Spor-Hayvanlar Alemi - Blogcu


Eğim-Kültür-Spor-Hayvanlar Alemi

  • 24/2/2008 - Sivil Savunma Bilinci /İlhan Koruyucu
  • Kategori: siirler

    Sivil Savunma Bilinci

    Sivil Savunma Bilinci
    Yurdumun her köşesinde
    Her yaşta her bireye kazandırmalı
    Hayat kurtarıcı bilgiler
    Düşünürsen eğer mutlak lazım
    Edinmek gerek sivil savunma bilinci
    Barışta, savaşta her zaman
    Bilgili insan hayat kurtarır
    Yangın,sel tüm doğal afette
    Edinmek gerek sivil savunma bilinci
    İlk yardımı ehli yapmalı
    Hayat kurtarmak zor iş ama
    Gönül verip sivil savunmaya
    Edinmek gerek sivil savunma bilinci
    Akut, ahep,ahder hepsi yararlı
    Bizler için çalışan onca ekip
    Doğal afetlerde gönüllü
    Edinmek gerek sivil savunma bilinci
    Büyük, küçük demeden
    Sıkıntı zamanı gelip çatmadan
    Doğal afetlerden korunmak için
    Edinmek gerekir sivil savunma bilinci
    20.02.2008 İlhan Koruyucu
     

     

      (c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. 

    Yorum ( 6 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 10/2/2008 - DÜNYA TATLILARI
  • Görüntü: 6.146
Oylama: 4.4/5
Toplam oylar: 50
Download: 116
Eklendi: 09.03.06
450x365 (24.1 KB)

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/2/2008 - <****** src="http://siteneekle.milliyet.com.tr/?id=1&st=" height="300" width="238" hspace="0" vspace="0" frameborder="0" marginheight="0" marginwidth="0" scrolling="no" name="I1" border="0">

    <****** src="http://siteneekle.milliyet.com.tr/?id=1&st=" height="300" width="238" hspace="0" vspace="0" frameborder="0" marginheight="0" marginwidth="0" scrolling="no" name="I1" border="0">

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/2/2008 - anılardan bir demet
  • Bir zamanlar Mithatpaşa, sonraları İnönü stadı olarak anılan bugün ki Dolmabahçe Beşiktaş stadında devre aralarında yabancı müzik çalardı. Mesela The Animals Grubunun "Don't let me be mis understood" isimli parçasını 35 bin kişi dinler, stad önündeki boyacı çocuklar bile, boya sandığında tempo tutup söylerlerdi.

    Bir maçın devre arasında stada nereden girmişse girmiş bir kedi atletizim pistinde kendi halinde yürürken muzip bir seyircinin pisi pisi demesine kırk bin kişi daha eklenmiş tribünlerin kendisini çağıran ve seyircinin çıkardığı pissss seslerine aşırı duyarlı kedi yeni açık, gazhane tarafından kendini dört nal koşarak dışarı atmıştı.

    Yine bir maçta Eskişehir spordan FB'ye transfer olan Şevki'nin hayalarına sert bir top gelmiş, kasıklarını tutarak yerde acı içinde kıvranan Şevki'ye dolu tribünler bu defa "hemen işe Şevki" diye tempo tutarak tavsiyede bulunmuşlardı! (Şevki sahanın içinde herkesin önünde nasıl çişini yapsın?)

    FB bir sezon şampiyonluğu garantilemiş, kupa şeref tribünü önünde masa üstünde duruyor, maç bitiminde alacaklar. Trabzonspor ile oynuyorlar. Tüm foto muhabirleri Trabzon kalesi arkasındalar, inanılmaz kalabalık ben ters kalede FB'li kaleci İvanceviç' in arkasındayım maç 0-0 İvan sordu kaç dakika var. Beş dakika var demeye kalmadı, sonraları Galatasaray'a transfer olan çaycı lakaplı Ahmet, FB defansının ileri çıkmasından istifade edip, kalesini boşaltıp ceza yayı dışına çıkan İvan'ın yanından topu 30m yuvarladı kalenin önünde ve arkasında benden başka kimse yok. Gol nerede ise bana girdi. Çektim fotoğrafı, maç 0-1 bitti. Arbede yaşandı, FB' liler şampiyon olduklarına sevinemediler mağlubiyetin acısıyla kupayı bile alamadılar. Seyirci kızgın soyunma tüneline girerken Cemil'in kafasına transtörlü el radyosu atıldı. Tünelin ağzına birde tek ayakkabı düştü. Sahibi eve nasıl gitmiştir merak etmiştim .

    Ünlü Alman Milli kaleci Toni Schumacher Fenerbahçe'de oynarken bir röportaj yapmıştık. Ne var ki Toni randevuyu Üsküdar'da bir arkadaşının derici dükkanında vermişti. Haliyle fotoğraf çekmek için konuya uygun fazla bir kompozisyon yoktu. Bende topları tuttuğu ellerini ön planda çekmek istemiştim. Schumacher ellerini arkasına sakladı ve kesinlikle bu resmi çektirmedi. Zira parmakları eğri büğrü inanılmaz çarpıklıktaydı. Bu defa bende sorumu sordum. "Gol yiyince ne hissediyorsun?" durdu! düşündü! ve BOMBOK oluyorum dedi.

    İstanbul'un tranvaylı yılları. GS - FB ezeli rekabetinin o yıllarda da fanatikleri ve renkli simaları var. Bunlardan bir tanesi de hasta Galatasaraylı "Karınca Ezmez Şevki". Tranvay raylı parke taşlı İstanbul caddelerinde, dolmuş taksi türünden çalıştığı eski bir model arabası vardı. Ve en büyük özelliği 45 kilometre hızı geçmezdi. yani öyle yavaş gidiyordu ki, bu hızla karıncayı bile ezmiyeceğini anlatmak için ona "Karınca Ezmez Şevki" adı bu yüzden takılmıştı. Otomobilin jantları sarı-kırmızı boyalı anten çubuğunda sarı-kırmızı kordon, kordela, otomobilin içinde Galatasaray takım kadrosu resmi, Turgay Şeren, Metin Oktay fotoğrafları, takımın renklerini taşıyan aksesuarlar, krapon kağıtların süsler falan filan. Galatasaray maçından sonra daha keyifli boy gösteriyordu İstanbul caddelerinde. Onu yıllar sonra 1982 Haziran ayında, bu defa Cağaloğlu'nda yürürken görmüştüm. Hala Galatasaraylıydı, göğsünde GS amblemi, yakasında sarı-kırmızı karanfiller ve yine laf atanlara eskisi gibi aldırış etmiyor, gülümsemekle yetiniyordu.

    Milli Takım İzlanda'ya 2-0 mağlup olup yurda dönmüş. Tarih 10 Eylül 1981. Ülkede büyük üzüntü var. İzlanda gibi zayıf bir rakibe nasıl olupta yenildiğimizi kimse kabul edemiyordu. Takımın gelişini Atatürk Hava Limanı'nda Gazateye haber için karşıladım. Milli Takımı Fethi Demircan çalıştırıyor. Kaleciler Şenol ve Yaşar, Onur, Sedat III, Halil İbrahim, Ceyhun, Engin, Bahtiyar, İlyas, Rıza, Mustafa, Zafer ve Fatih Terim var. Fatih'e sordum: "Nasıl oldu da bu zayıf takıma yenildiniz" dedim. Şöyle cevap verdi: "İzlanda'yı Türkiye'de herhangi bir ikinci lig takımı bile rahatlıkla yenerdi"... "Peki o halde siz neden yenemediniz?" dedim. Önce ellerini iki yana açtı sonra takımı toplıyıp kapanıp söz verdiler, alandan çıkana kadar kimse tek kelime konuşmadı.

    Ünlü Alman çalıştırıcı Jupp Derwall Galatasaray'ın başında, yardımcılığını da Mustafa Denizli yapıyor.

    Cevat Prekazi'yi az önce oyundan almışlar, İnönü Stadı'ndaki kulubeden oyunu dikkatle izliyorlar.

    Milli Takımın değişmez oyuncuları Fatih Terim, Bursaspor'lu Sedat 3, Altay'lı Zaferdi. Milli Takıma Almanya'nın Shalke 04 takımında top oynayan İlyas Tüfekçi'de çağırılırdı. Türkiye liglerinin hırçın futbolcusu nerdeyse her maçta kart gören Fenerbahçeli Bahtiyar da forvette yer alırdı.

    Dünya Kupası maçlarında Kempes, Sokrates gibi yıldızı parlayan ünlü oyunculardan biriside ARDİLES'ti. İngiltere'nin Totenham takımına transfer olan ünlü futbolcu, İngiltere'nin Arjantin ile olan Fakland Adaları tartışması yüzünden Arjantin'li olması nedeniyle tribünlerden tepki alırdı. Totenham bu futbolcuyla Türkiye'ye de gelmiş, Trabzonspor ve Fenerbahçe ile maç yapmıştı. Fenerbahçe maçı sonrası o yıllarda faal olan ve Bebek Parkı içinde yer alan Bebek Belediye Gazinosunda yemekli eğlence düzenlenmiş, rakı, şiş kebap keyfi ile futbolcular eğlenmişlerdi. Bir ara ısrarlar üzerine Ardiles'te sahneye çıkıp dans etmiş ve büyük alkış almıştı. Fotoğrafta Ardiles, Fasıl heyeti ve Sağda Özözlü görünüyor.

    Bugün, Ortaköy Çırağan Otel'in bulunduğu yerde Beşiktaş'ın antreman sahası (Şeref Stadı) yer alırdı ve haftasonları 2. ligin Beykoz - Karagümrük gibi çekişmeli maçlarına sahne olurdu. Biz Spor Foto muhabirleri İnönü Stadından kalma bir alışkanlığa sahiptik. Her maçı bir foto muhabiri takip eder ve spor yazı işleri bizlerden hep gol fotoğrafı isterdi. Bu nedenle şayet karşı kaleye penaltı verilmişse diğer kaleden penaltı kalesine koşar, kalecinin arkasında yerimizi alırdık. Hakem de bizi beklerdi. Ve bu sayede gol fotoğrafı hepimizde olurdu. Şeref Stadında da bir gün maç takip ederken herkez penaltı diye ayağa kalktı. Sahaya girenler oldu. Bende fırladım saha içinden diğer kaleye doğru koşmaya, fakat hakem penaltıyı vermedi. Santraya kadar gelmişim maç oynanıyor. Taç çizgisinden çıkmaya karar verdim. Ne varki sağıma bir top sürdüler. Topun peşinden, hızlı soluk alıp vermeler, itişmeler, enerjinin resmen açığa çıktığı bir ortamda koşuşan futbolcular var. Top önümde, ceza çizgisine doğru kaçıyorum. Herkez ÇIK ÇIK diye bağırıyor. Ortalasam kesin gol. Kendimi saha dışına zor attım ve top avuta çıktı. Futbolcular da ne bana nede topa yetişemediler. Hatırladıkça soğuk terler döktüğüm hoş bir anı olarak kaldı.

    70'li 80'li yıllarda statda ağlayanlara daha sık rastlanırdı. Mağlup takımın seyircisi ağlar, oyuncu ağlar, teknik direktör bile ağlardı.
    Kaleci Adem bir maçta penaltıya sebep olmuş, golü yiyince hüngür hüngür ağlamış, gazetelerde de bu fotoğraf yer almıştı. Ağlayanlarlardan biri de Özkan Sümerdi... Trabzonspor'u çalıştırdığı yıllarda İnönü Stadında takımı aleyhine maç sonuna doğru bir penaltı verilmişti. Kulübeden fırlayıp hakeme doğru koşarak uyduruk penaltıya o da itiraz etmiş, sonra da ağlamaklı geri dönmüştü...

    Futbolculuk bol paralı, reklamı, şöhreti olan bir işti de, kimse sürekli antremanlardan vücudun ne hale geldiğini görmezdi. Şortlar uzundu dize kadar iner, dizliklerle kavuşurdu. Oysa ceza çizgisi içinde hava topuna çıkmak tüm engellemelere rağmen top sürebilmek için oyuncular ağırlık çalışmaları, kumda koşmak, yaylarla adale güçlendirmek yapılanlar arasındaydı. Beşiktaş'ın ilah olmuş "Kibar" lakaplı oyuncusu Feyyaz Uçar, "Sarı Fırtına" Metin Tekin ve Büyük Ali defansların korkulu rüyasıydı. Rıza Çalımbay sağdan iner, muz biçimli kavisli ortalarından birini yapar, ortayı bu üçlüden biri gole çevirirdi. Taktik basitti ama Gordon Mille tutturmuştu.
    Feyyaz'ın da bacak adalelerini yakından gördüğüm zaman vücut kaslarının ne hale geldiğine tanık oldum.
    Bir antreman sonrası yaptığım röportajda Feyyaz'a sordum:
    - Biz bir saat top oynasak parmaklarımız şişiyor, tırnaklarımız su topluyor. Sizde birşey olmaz mı? dedim...
    "Hiç olmaz olurmu! Ben her sene sezon başı mutlaka bir tırnak atarım. Allahtan fabrika (vücut) yenisini yapıyor." dedi...
    Feyyaz takımın en yaşlısıydı ve her sene yeni yaşına girişinde soranlara hep "27'ye girdim" derdi...

    Röportajın bitiminde:
    - Feyyaz, Sen gol atınca ben atmışım gibi seviniyorum dedim. Gülümsedi "Bu hafta atacağım gol senin" dedi.

    Vedalaşıp ayrıldık.

    İki sahil kenti takımının maçı. Trabzonspor Lİverpool'u konuk ediyor. Gazetelerde iki takımın ünlü futbolcusu karşılaştırılıyor, Keegen mı, Ali Kemal mi diye başlıklar atılıyor. İkiside dönemin en ünlü futbolcuları. Maç Trabon'un 1-0. Daha sonra Ali Kemal FB'ye büyük rakamlarla transfer oluyorsa da Trabzonspor'daki başarıyı bulamıyor. Gazeteciler nedenini soruyorlar. Ali Kemal'in cevabı ise: Trabzon'dan İstanbul'a intibak uyumsuzluğu olarak gösteriyor ve ilginç bir misal veriyor. "Mesela Trabzon'da nerden balık alırsam alıyım kimse benden para almazdı. Oysa İstanbul'da durum hiçte böyle olmuyor" diyor...

    Büyütmek için tıklayınız......
    Ya-Ya-Ya, Şa-Şa-Şa Fener Fener çok yaşa... Fener, Fener dünyayı yener, G.Saray'a gelince fısss diye söner, Döner döner onu da yener, sloganlarının tribünleri çınlattığı yıllarda F.Bahçe'de takımın hamalı Şeref Has, forvetin unutulmaz ismi Ogün Altıparmak, orta sahanın beyni Ziya Şengül, kaleciler Hazım ve Ali'li kadrosu, Mithatpaşa Stadı, deniz tarafında çekilmiş nostaljik kadrosu...

    Futbol'un Profesörü
    Yazıyı okumak için tıklayın
    Yazı için tıklayınız


    Lefter'in futbol oynadığı yıllarda penaltıları kendisi atar,Altay'ın ünlü kalecisi Varol Ürkmez, Galatasaray'ın çok iyi yer tutan kalecisi Turgay Şeren dahil hiçbir kaleci Lefter'in ters köşe penaltılarını tutamazlardı. Top bir tarafa, kaleci diğer bir tarafa toptan kaçarcasına uzanırlar, gazetelerin spor sayfalarında da bu tür ters köşe gol fotoğrafları yer alırdı. Yıllar sonra öğrendiğim kadarıyla Lefter topa direk gelir, topuğunun içiyle topa vurarak kaleciyi ters köşeye yatırırmış. 90'lı yıllarda bir gün Hürriyet Gazetesi yazarlarından rahmetli Necmi Onur'la görev takibi için Büyükada'ya gitmiştim. Dönüşte iskele meydanında Necmi Onur, arkadaşı olan Lefter'i görmüş ve sohbete başlamışlardı. Çocukluğumdan beri ters köşe olayına olan merakım nedeniyle sohbet sırasında Lefter'in Tokyo sandalet giymiş çıplak ayaklarına bakmaya başlamıştım. Durumu fark eden Lefter, "Evladım ayağıma ne bakıyorsun" diye sorunca, aynen yukarıda yazdıklarımı anlattım. Nasıl oluyor da kaleci bir tarafa top bir tarafa gidiyor, bu nasıl eğri bir ayak mıdır? diye ekledim. Lefter elini omzuma koydu, Necmi Onur'un yüzüne bakarak kahkahayı patlattı... Lefter yıllar sonra Fenerbahçeli Cemil Turan'ın jübile maçı öncesinde şöhretler karmasında Varol Ürkmez'e deniz tarafındaki kaleye yine penaltıdan gol atarak ilerlemiş yaşına rağmen, ustalığından hiç bir şey kaybetmediğini beni de şahit etmişti.
    Yıl 2006 aylardan Eylül Büyükada iskele meydanında yürürken karşımdaki kafede baktım Lefter, fırsat bu fırsat bir portesini çekmek için izin istedim, çektim de. Sonra yanına oturup başladım konuşmaya, aslında gazetecilerle röportaj yapmadığını, buna doktoru da izin vermediğini belirtti. Ben de o halde bir anısını anlatmasını rica ettim. Başladı anlatmaya… Bir maç oynuyoruz Mithatpaşa Stadyumu’nda, saha su içinde, orta yuvarlak adeta göl olmuş, top derseniz şimdiki gibi plastik değil ki, kösele, meşin, suyu emdikçe ağırlaşmış, gülle gibi olmuş. Soldan bir orta geldi çaktım kafayı. Tribünler coştu. Yanıma Mikro Mustafa koştu geldi “Ağabey tebrikler, harika bir gol oldu” dedi. Beynim dönmüş, gözlerim kararmış, ayakta zor duruyorum. “Bırak şimdi golü oğlum, bizim kale ne tarafta sen onu söyle bana” dedim.

    HAKEMLER
    Hürriyet Gazetesi'nin ikinci sayfasına 7 gün süren hakemler yazı dizisi için önce Sapanca Otelinde hakemler seminerine, sonrada yaşadıkları şehirlere gidip aileleri ve işleri'nin başında fotoğraflarını çekmiş, konuşmuştum.
    Maç bitince top hakeme teslim ediliyor ya topun top un akibetini hep merak ederdim. Bu merakımı hakem Özcan Oal'ın evine gidince giderdim. Özcan Oal önemli maçların toplarıyla evinin bir köşesini müze haline getirmiş saklıyor. Her topun bir bir hangi maçta oynandığını anıları ile anlatmıştı.
    Erman Toroğlu Ankara bölgesi hakemlerimizdendi. O da Özcan Oal gibi halde kabzımallık yapıyordu. Röportaj sonrası tüm çalışanlarla o gün Ankara halinde Erman Toroğlu ile makarna ve üzüm yemiştik. Eski bir futbolcu olan Erman Toroğlu'na sordum;
    Hocam bir düdük çalıyorsun karara itiraz edenler çevreni sarıp sana horozlanıyorlar. Ben dışarıdan duymuyorum ama yaptıkları el kol hareketleri ile sana kızıyorlar mı?
    - Yok yaa, sen bakma o hareketlere, aslında yalvarıyorlar vallah billah yapmadım hocam, ne olur küme düşüyoruz bile diyorlar.
    Bu arada itiş kakış olduğunu belirten hoca hemen ekliyor;
    - Böyle durumlarda bir ayağın ileride olacak, yere sağlam basacaksın biri iter sırt üstü yere düşer stada rezil olursun diyor.
    Peki Hocam bu karambolde sen onlara ne diyorsun diye sorumu yeniliyorum. Erman hoca bu defa " Şayet sarı kart gösterdiysem, bak sarardın bir defa daha yaparsan kızarırsın diye uyarıyorum" diyor. Hakem Toroğlu Milli futbolcuları daha bir kollarmış sakatlanmasınlar diye faulleri hemen verirmiş, mesela Rıdvan Dilmen çok hızlıydı, ona durdurmak için çok tekme atarlardı. Tekmelik takmayı sevmez tekmelikle koşamadığını söyler çıkarıp atardı onu hep uyarırdım taktırırım demişti.
    İnşaat Mühendisi hakemimiz Oğuz Sarvan için İzmir'e gitmiştim. Karşı yakadaki evinde flama kolleksiyonu vardı.
    Bayan hakemimiz Lale Orta'yı İstanbul Fındıkzade de parfüm ve kozmetik dükkanında, Çoşkun Kutay'ı Ankara Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğündeki ofisinde, Yusuf Namoğlu 'nu Gayrettepe Mimarlık Bürosun da fotoğraflamıştım. Birde Sadık Deda vardı Burdur bölgesi hakemlerimizdendi.
    Sapancadaki seminerde randevulaşırken ev adresini istemiştim cevap şuydu " Burdur'a gel kime sorsan gösterir" Allah allah inat bu ya Burdur'a geldim ve kente girişte bir at arabasını durdurup sordum dizginleri çekti aynen tarif etti, tesadüf deyip bu defa zemin katta dükkanı olan bir demirciye sordum oda bildi inat işte önüme gelene sordum hepsi bildi tereddütsüz tarif ettiler. Burdur Belediye Başkanının evini bilmiyorlar ama, Hakem Sadık Dedanın nerede oturduğunu bilmeyen yok, adrese geldim. Burdur Şehir Stadının karşısı köşe başı bir apartman 4. Kat. Hocam haklıymışsın 10 kişiye sordum hepsi senin adresi biliyorlar. Deda, gülümsedi Burdur da sağlık memuru olarak ta görev yaptığını söyledi. Röportajın sonunda samimi ve toleranslı ifadesinden cesaret alarak soruverdim. Bütün seyirci bir kararla çileden çıkınca sana "**** Sadık yeter artık" diye bağırıyorlar etkilenmiyormusun?... oda bana "hakkında beste yapılan başka hakem yok" dedi. Nedir o beste dedim " ormandan kestim çamı, beri gel hakem beri gel" türküsü bana uyarlanmadır dedi...
    Vedalaşıp ayrılmıştık. Hakemlik zor iş...

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/1/2008 - Kent / Kavafis
  • Kategori: siirler

    KENT

     "Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
    Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
    Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
    ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
    Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
    Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
    gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
    yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."

    Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
    Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
    aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
    ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
    Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
    ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
    Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
    yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.

                                                         Kavafis

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 13/1/2008 - nostalji
  • HÜLYA KOÇYİĞİT-SELİM SOYDAN
    Artist ile futbolcununu mutluluğu

    Sinemamızda ailenin uslu kızı tipiyle, düzgün fiziğiyle alkışlanan Hülya Koçyiğit için 1967 yılı, hayatında çok önemli bir yer tuttu. Çünkü o yıl Selim Soydan'ı tanıdı, bir yıl sonra da nikah masasına oturdu. Bu mutluluk 'Artistlerin evliliği uzun ömürlü olmaz' diyenlere inat 36 yıldır devam ediyor...

    Göster
    Atatürk Kız Lisesi ve Ankara Devlet Konservatuarı'nda eğitim gören Hülya Koçyiğit'in yüreği daha çocuk yaşlarından itibaren oyunculuk için çarptı. Annesi Melek Koçyiğit, en büyük destekçisi oldu. 40 yıl önce köylü kızı Bahar rolüyle kamera önüne geçtiği 'Altın Ayı' ödüllü ilk filmi 'Susuz Yaz'la büyük yankılar yaratan Hülya Koçyiğit, bugüne kadar ne kamera önündeki çizgisinden, ne de özel hayatından asla ödün vermedi... 1967 onun hayatında çok önemli bir yer tuttu. Çünkü o yıl evleneceği kişiyi, dönemin Fenerbahçeli yıldız futbolcusu Selim Soydan'ı tanıdı.

    'Çok film çeviriyordum ve hiç tatil yapamıyordum. Sağlığım riske giriyordu artık. Üç günlük gizli bir tatile karar verdim. Büyükada'daki Akasyalar Otel'in sahipleri ahbaplarımızdı, kardeşim Feryal'le ikimiz oraya gittik. Ertesi gün Fenerbahçe Kulübü kamp yapmaya oraya geldi. Futbolculardan Ercan Aktuna bizim mahalleden tanıdığımız ağabeyimizdi. Bizi görünce yanımıza geldi. Konuşurken onun yanına da Selim geldi. Belli ki benimle tanışmak istiyordu ve bunu çok belli ediyordu. Hemen iltifatlara başladı. Film çekimlerini çok merak ettiğini söyledi. Sonra bir gün baktım film setine geldi. Sette bakışmalar, gülüşmeler oldu. 'Anlayalım size mi geldi' gibiledinden.Bir an önce gitsin diye gözünün içine bakıyorum. Nereden çıktı bu adam diyorum. Bana karşı ilgisinin geçici olmadığını anladım. Tutkulu halinden, dalgın dalgın bakışlarından. Bu arada sürekli telefonlar da ediyordu. 'Rahatsız etti mi acaba' diye. Sonra bir gün pat diye 'Hülya Hanım inanın niyetim çok ciddi, sizinle evlenmek istiyorum' dedi. Telefonda nasıl gülüyorum benim. Yani 'Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı'. Evlenmek o sırada hayal bile etmediğim bir şeydi. Annem ikide bir başıma gelip soruyor 'Kiminle bu kadar uzun konuşuyorsun' diye. Anneme kim olduğunu da söyleyemiyorum. Benimle konuşurken titriyor, bunu da hissediyorum ve hoşuma da gitmiyor değil.'

    Göster
    Her zaman rastlantıları ve sürprizleri filmler de yaşayacak değil ya, Hülya Koçyiğit bu kez gerçek hayatında karşılaştı bu durumla...

    'Kuzguncuk'taki bir ahbabımızın ziyaretinde Selim'i karşımda görünce bayılacak gibi oldum. Annem de 'Hülya, bu bizim damat mı yoksa?' deyince, Selim büsbütün rahatladı 'Evet, ben damadınız olmak istiyorum' diye başladı anneme anlatmaya. O akşam annem 'Kala kala futbolcuya mı kaldın, olmaz bu iş' dedi. Ben de Selim'e 'Çok iyisiniz ama olmaz bu iş, unutalım' dedim. Ama Selim yılmadı, sürekli peşimde, zamk gibi.'

    Selim Soydan, çok kararlıydı. Öyle ki ailesine bile rest çekecek kadar.

    'Sinemada filmlerini izlerken aşık oldum Hülya'ya. Allah rahmet eylesin hem annem, hem babam karşı çıktılar önce. 'Valla ben kararımı verdim, kabul etmezseniz beni kaybedersiniz' dedim. Annem 'Evladım' diye boynuma sarıldı. 'Sen bu işi hallet, babamı ikna et' dedim. Daha sonra benden çok Hülya'yı sevdiler zaten.'

    Sonunda mutlu son yaşandı. Hülya Koçyiğit bunu hiç unutmadı.

    'Selim peşimden ayrılmayınca, annem de sonunda bıktı ve 'O halde annesi babasıyla gelsin de görelim bakalım' dedi. Onlar da büyük bir hazırlıkla geldiler. Gümüş şekerlik içinde çikolatalar getirdiler. İş ciddiye binince annem, beni ve Selim'i karşısına alarak konuştu. Mesleğimden, geleceğimden, sorumluluklarımdan söz etti. İşin olumsuz yönlerini ortaya döktü. Selim'in verdiği cevaplar hep aynı oldu: 'Olsun, ben onu da yaparım. Kızınızı bana verin onu da yaparım'. Sonunda da Selim'in istediği oldu. Hakikaten beni çok sevdiğine inandım. 11 Nisan 1968 günü nişanlandık, 5 Ağustos 1968'de de evlendik.'


    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
  • Hakkımda

    eğitim kültür

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

  • egitim
  • futboll
  • haberyorum
  • hayvanlar
  • hobilerim
  • sanat
  • siirler
  • Arkadaşlarım

  • ifl
  • Hurrrem
  • bicem
  • esedereli
  • libresca
  • ayvalikli
  • adaynur2
  • aven222
  • ilhankoruyucu
  • BenimEserlerim
  • bayangolge
  • nurten4561
  • deryaasder
  • gundogduilkogretim
  • sewda
  • ongun
  • gazikemal
  • dikkatli
  • sonbaharruzgari
  • kamru
  • omerson
  • Quilla
  • blogcuabla
  • saraykoy
  • halukozkann
  • nihatgenc
  • secimim
  • MUGENIN
  • hurrem
  • ciwciw
  • buseyagmur
  • baharla
  • nefessizlik
  • gururdanyelek
  • takibahcem
  • AkkusMEM
  • aysberg
  • adasu
  • BizimVadi
  • gurunms
  • dtarsar
  • Academy
  • angel7
  • sieda
  • anadoluhaber
  • aLARaSu
  • yesilim
  • sihirlibahce
  • yomer12
  • sevdasiirleri
  • yay45
  • 122melisa
  • ataberkakturk
  • birmeram
  • defnenaz
  • gokhanteke
  • alialcik
  • imlakilavuzu
  • askimblog
  • turkkceegitimi
  • sefadasiirler
  • acelyaxxx
  • apolitik
  • alkarina
  • ahuzeren
  • arzumeyp
  • aysunsay
  • beca
  • bilginreha
  • omrumsana
  • tamerincesu
  • thermal
  • GRAFIKDUNYASI
  • turkceyasam
  • guncelyazi
  • fiberoptikci
  • saclariniz
  • senolsan
  • metekan

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 19
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa